Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim
27.05.2016

AKP-IŞİD FAŞİZMİNİN KORKUSUNUN ECELİNE FAYDASI YOKTUR

Türkiye ve bölgedeki faşist, askeri, gerici vb. burjuva diktatörlüklerinin baş sorumlusu emperyalizmdir. Emperyalist güçler -konjonktürel olarak ne kadar kontrol edebildiklerinden bağımsız olarak- AKP-IŞİD faşizminin hem yaratıcısı hem de destekçisidir. Emperyalist odakların iç rekabetleri ve değişen koşullara göre revize ettikleri hegemonya planları bu konuyla ilgili hiç kimsede kuşku yaratmamalıdır. Emperyalist kamplar ve yerel burjuva diktatörlükleri arasındaki çelişkiler uzlaşmaz değildir. Bahsettiğimiz iktidar güçlerinin temel amacı işçi sınıfını, halkları ve ezilenleri sömürmeye ve boyunduruk altında tutmaya devam etmektir. Bu bütünlüklü saldırıya karşı devrimci proletaryanın, halkların ve ezilenlerin görevi emperyalizme, oligarşik diktatörlüğe ve iktidarlaşan faşizme karşı bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesini yükseltmektir. Tarihsel sonuçlar ezenle ezilen arasındaki bu uzlaşmaz kavgada belirlenecektir. Komünarlar meseleyi bu netlikle bilince çıkararak pratiklerini geliştirdikleri için emperyalist/oligarşik güçleri ve AKP-IŞİD faşizmini endişeye sevk edebilecek biçimde ve güçte darbelemeyi becermiş ve iktidar güçlerinin nefeslerini kesecek iradeyi ortaya koymuştur.

Elbette bu durum karşısında düşman boş durmamıştır. Memleketin her yerinde Komünarlara, Özgürlük Güçlerine ulaşabilmek için işçi sınıfına, halklara, ezilenlere, demokratik kitle örgütlerine, siyasi partilere saldırmaya, baskı yapmaya başlamıştır. Bu saldırıları sonucunda muvaffak olamayınca paniğe kapılmış, daha da azgınlaşmıştır. Çaresizliğin ürünü olarak gerçekleştirdiği her karşı-devrimci saldırı, karşısında misliyle karşılık veren, gittikçe büyüyen bir kesintisiz devrimci taarruz gücü bulmuştur. Devrimci proletaryanın gücü karşısında paranın, silahların, mevkilerin... bir işe yaramayacağını pek yakında herkes kuşkusuz anlayacaktır. Küçük bir azınlık badem bıyıklı dinci-faşist, sırça köşklerini kaybetmeyi göze alamayan burjuva muhalefeti ve onun çanak tutucusu reformist-pasifist solu bastırabildiği, yönetebildiği ve rezil durumlara düşürebildiği için böbürleniyorsa büyük bir yanılgı içindedir. Büyük bir muhalif çoğunluk bu anlattıklarımıza katılmakta fakat nasıl yapılabileceğini haklı olarak sorgulamaktadır:

Öncelikle AKP-IŞİD faşizminin kurduğu düzen oyununun kurallarının hiçbirini tanımamak(diz çökmemek) ve oyun dışına çıkmak(sistemden kopmak) gerekir. "Oyun" dışına çıkan ne kadar çok kişi olursa burjuva iktidarı hegemonyasını o kadar yitirecektir.

Bu noktada sorun ilk oyun dışına çıkanların burjuvazinin kontrol ve baskı aygıtları tarafından tespit edilmesi, toplumdan tecrit edilmesi ve bir biçimde imha edilmesidir. Toplumun büyük bir çoğunluğu AKP-IŞİD faşizmine muhalifken sistemin devrimci öncüyü tespit etmesi kolay değildir. Durum böyleyken sistem, karşıtlarını tespit faaliyetinden verim alabiliyorsa karşı-devrimci mekanizma iyi çalışıyor demektir. Karşı-devrimci mekanizma ancak devrimci örgütlenmenin yeterince güçlü olmadığı zaman iyi çalışabilir.

Toplumsal bir denetim ve baskı mekanizması halkın yaşamsal örgütlenmesine dışsal bir olgu değildir. İçseldir ve kapsayıcı, kesişen alanlar hâlinde çalışır. Bu denetim alanları kesişme kümeleri oluşturmak zorundadır. (Yoksa bu düzeyde toplumsallaşmış bir sistem işleyemez...) Herhangi bir alan işlemez hale geldiğinde diğerlerinin de işleyişi bozulmaya başlar. Halk iktidar gücünün vergi, fatura, kredi adı altındaki soygununa, işçiler köleci düzeni andıran çalışma koşullarına, faşizmin yargısının kararlarına sarayın faşist başkanının diktatörlüğüne... boyun eğmezse karşı-devrimci denetim mekanizması bozulur.

Bütün bu duruş ve eylemler ortalama bir toplumsal irade ve istekle yarı-kendiliğinden kitlesel bir biçimde gelişebilir. Böyle bir durumda burjuvazi kendi hukukunu ve yasalarını bile hiçe sayarak çeşitli yönleriyle gelişen muhalefete karşı saldırıya geçer. İşte bu saldırının devrimci işçi sınıfı ve halk tarafından boşa çıkarıldığı an egemenler için yenilginin başlangıcıdır.

Bu evrede devrimci savaş tarzı devreye girmelidir. Devrimci savaş tarzında stratejinin bir unsuru olarak kesintisiz devrimci taarruz esastır. Düşmana hiç durmadan şiddeti ve yaygınlığı gittikçe artan darbeler vurulmalıdır. Sürpriz ve düşmanın zayıf yönlerini hedef alan saldırılar esas olmalıdır. İktidar gücü devrimci taarruzlar karşısında zayıf yönlerini güçlendirmeye çalışırken "güçlü yönlerinin" gücünden feragat etmek zorunda kalacaktır.

Böyle bir yönelimdeki devrimci stratejiyi gündelik toplumsal yaşamı özgürlük gücünü üretebilir hale getirmek olarak özetleyebiliriz. Lüks bir lokantada bir öğünde onlarca işçinin yevmiyesini yiyen patrona hayatını ömür törpüsü işlerde harcayan işçi kadar, hayatını kör siperlerde harcayan ve yine işçi sınıfından gelen burjuva ordusunun askeri, polisi vb. de öfkelidir. Bu noktada haklı ve doğal sınıfsal öfkenin nereye yöneldiği önemlidir. Sermayenin ne dini imanı ne de vatanı milleti vardır. Bahsettiğimiz bu özellikler ve benzerleri halklara aittir. Halkın "Neden, nasıl ve ne için yaşıyorum?" sorusu temelinde içinde yaşadığı düzeni sorgulamaya başlaması Komünarlar örgütlenmesinin temel hedeflerinden biridir. Böyle bir sorgulamanın önünü açmak devrimci öncünün stratejik görevidir.

Belli bir devrimci bilince ulaşan işçi sınıfı ve halklar toplumsal yaşamın devam etmesini sağlayan doğal üretim, öğrenim, kültür ve ideoloji mekanizmalarını özgürleşme yolunda kullanacaktır ve dizayn edecektir. İnanç ve vicdan özgürlüğünün hakim olduğu, işlediği bir toplumda dinsel faşizm türeyemez; kadın özgürlük mücadelesinin yükseldiği bir toplumda AKP-IŞİD faşizminde olduğu gibi kimse erkek egemenliği açıkça savunamaz. (Aynı günümüzde en faşist unsurların bile aartık Kürt halkının varlığını inkâr edemediği gibi.)

Böyle bir devrimci zafer hareketini yaratmak kadar önemli olan onu koruyabilmektir. Stratejik netliğe sahip olsa da bir savaş gücü kendini koruyamıyorsa baştan yenilmiş olur. Özgürlük Gücünün en önemli savunma prensibi taktik üretkenlik, esneklik, hız ve hareketliliktir. Bu nedenle Özgürlük Güçleri asla savunmaya kilitlenmez ve kuşatmaya alınamaz. Komünarlar bütün statükocu konumlanmaları gericilik olarak değerlendirir ve sürekli karşı-devrimci kuşatmayı kuşatmaya yönelir. Hiçbir muhtemel gelişmeyi tesadüfün ve şans faktörünün insafına bırakmamak için en ayrıntılı ve sağlam planları yapar. Komünar olma özelliğiyle komünü örgütler, gücünü komünden alır, gücünü ve edindiği yetenekleri komüne sunar.

AKP-IŞİD faşizmi halka ve işçi sınıfna her saldırdığında Özgürlük Güçleri misliyle karşılık verecek ve düşmanın saldırı iradesi ve gücünü kıracaktır. Faşist parti devrimci güçleri her tecrit etmeye çalıştığında işçi sınıfı ve halkla çok daha fazla, derin bağlar kurulacak, komün güçleri oluşturulacak ve böylece düşman tecrit edilecek ve yalnızlaştırılacaktır. Böyle bir devrimci hareket karşısında burjuva iktidarının devrimci proletaryaya ve halklara vurduğu her darbe kendini vuracaktır.

Düşman panik hâlinde azgınca saldırıyorsa yolumuz tereddütsüz doğrudur.
Komünarlar, Özgürlük Güçleri! Yüklenin sarayların iktidarına!
AKP-IŞİD faşizmini ezmek için ileri!

DKP
Devrimci Komünarlar Partisi


Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim