Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim

TALAT TÜRKOĞLU ANISINA

Mahir Çayan’dan Mahir Arpaçay’a 44. Yılında Kızıldere...


Ekrem Demirci’nin Birleşik Özgürlük Güçlerinin Rojava Karargahında Kızıldere’nin 44.Yılı anma toplantısında yaptığı konuşma.

Özgürlük Gücünün kadın ve erkek savaşçıları, devrimci komünarlar, yoldaşlar. Sizleri, savaşçı, komünar duruşunuzu ve cesaretinizi selamlıyorum.

Kızıldere’de NATO’cu TSK subayları kimin intikamını aldı?

Bundan kırkdört yıl önce, Tokat, Niksar ilçesi, Kızıldere köyünde iki sınıf karşı karşıya geldi. Bizimkiler ve onlar. Bizimkiler, tepeden tırnağa cesur, sonuna kadar onuru. Onlar, korkak ve kalleştiler. Bizimkiler, çıplak silahlarıyla on kişiydiler. Onlar, havan toplarıyla, helikopterler ve asker, subay, polis müdürleri, MİT şefleri olarak yüzlerceydiler. Sonradan öğreniyoruz ki, CIA ve MOSSAD ajanları da yanlarındaydı. Bizimkiler, Türkiye işçi ve emekçi sınıfını temsil ediyorlardı. Onlar burjuvazinin temsilcisiydiler. Bizimkiler, THKP/C ve THKO savaşçılarıydılar. Onlar, NATO’nun askerleriydiler. Bizimkiler, kerpiç bir evde kuşatılmış durumda, 30 Mart 1972 yılında karşı karşıya geldiler.

“Teslim ol!” çağrılarını ellerinin tersiyle ittiler, eşitsiz, kalleş bir çatışma yaşandı, hiç birini sağ bırakmadılar. Yaralı olanları kurşun yağmuruna tutarak öldürdüler. O zamanki gazetelerde yayınlanan resimleri hatırlıyorum, bedenler paramparçaydı. Düşman ordular karşılaşır, savaş devam ediyordur, ara verilir ve yaralılar değiş tokuş edilir, yaralı yakalananlar tedavi edilir. NATO’cu TSK subayları yırtıcılar misali yoldaşlarımızdan yaralıları kurşunlayarak öldürmüş, ölülerin cestlerini paramparça etmişlerdi. Bu kin, bu intikamcılık neyin nesiydi? THKO ve THKP/C emperyalizme ve siyonizme silah doğrultmuştu. TC devleti güvenlik şefleri, NATO’cu TSK subayları, CIA ve MOSSAD ajanlarıyla birlikte emperyelistler ve siyonistlerin intikamını alıyorlardı. Bizimkiler çok büyük bir “suç işlemiş” emperyalist efendilere silah çekmişlerdi. “Türk” burjuvalarını efendileri karşısında mahçup ve hesap verir duruma düşürmüşlerdi. Bir büyük suç daha işlemiş ve onların kirli düzenlerine kafa tutmuşlardı.

12 Mart darbecileri Kızıldere katliamıyla yetinmediler, 6 Mayıs’ta Ankara’da Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i idam ettiler. 18 Mayıs’ta Diyarbakır zidanlarında İbrahim Kaypakkaya’yı uzun süren işkencelerle katlettiler. Her yıl mart ve mayısta bizimkiler biraz daha büyüyor, katilleri lanetleniyor. Çok açık bir durumdur; bu katlimlardan sonra mevcut gerici, faşist düzen temsilcileri ve sözcüleri bu katliamları savunamıyorlar ve katliamcılardan yaşayanlar köstebek gibi gizleniyorlar. Bilinmeyenler kendini gizliyor, bilinenler kimlik değiştiriyor, yüz ameliyatı ile yüzlerini değiştiriyor, estetik yaptırıyorlar ama genede halkın adaletinden kurtulamıyorlar.

Genç Mahirler savaşa katılıyor; bizi bitiremezler.

Karargâhımızın Kızıldere ile çok gurur ve acı verici, duygu yüklü bir bağımız var. Mahir Çayan Kızıldere’de katledildiğinde Necef Arpaçay çocuklukla gençlik yaşları arasında bir THKP/C sempatizanı devrimcidir ve hâlâ da devrimci, bir şehit babasıdır. Necef Arpaçay evleniyor ve Kızıldere’den yirmi yıl sonra doğan erkek çocuğuna Mahir ismini veriyor. Mahir babasının izinden ayrılmıyor, devrimci mücadeleye katılıyor, sıradan değil mücadelede militan bir devrimci olarak yer alıyor. Mahir Arpaçay Birleşik Özgürlük Güçlerimizin ilk birliklerinden, ilk katılımcılardandır ve Rojava devrimine tabiri uygunsa koşarak katılanlardandır. Kobanê çetelerin ölümcül kuşatmasında iken, korkanlar kaçarken, Tayyip “Kobanê düştü, düşüyor.” dediği günlerde ve psikopat katil sürüleri ile tam adıyla göğüs göğüse, nefes nefese ölüm dirim savaşı sürerken Mahir Kobanê’dedir. Kobanê’de beraber savaşan yoldaşlar, siz Mahir’imizin nasıl bir cesaretle savaştığını biliyorsunuz. Kobanê birliğimize komuta eden yoldaşlarımızın çok genç yaşından dolayı tüm koruma çabalarına rağmen Mahir savaşın içinde ve ön cephesindedir. Adını taşıdığı Mahir’e çok benziyordu, atak, gözüpek, sınırsız bir cesaretti, daha genç bir Mahir’di. Mahir gibi savaşta da mahirdi. Bu pervasızlığıyla, genç Mahir’imizi bu topraklarda sonsuzluğa uğurladık. Daha çok o kendisini ışığa koşan kelebekler gibi sonsuzluğa fırlattı. Bu cesur ve pervasız genç, yeni dönem devrimciliğinin, özgürlük savaşımızın, komünarların örnek militanıdır.

Değerli sanatçımız Levent Üzümcü’nün bir diğer Rojava şehidimiz Aziz yoldaşımız için söylediği “Bu genç her kesin korkudan dizlerini titreten IŞİD’e karşı savaşmaktan korkmayanlardandır” Bedrettin de korkmayanlardandır, Mahir’imiz de onlardandır. Bu bağ bizim Kızıldere ile daha tam olarak Kızıldere’yi de içeren 71’in devrimci direniş geleneği ile hiç bir söze gerek bırakmayan somut bağımızdır, kan bağımız, can bağımızdır. Pratik mücadelenin kesintisizliğidir. Güçlü bir bağdır, Türk burjuvazisinin Mustafa Suphi’lerden bu güne azgınlaştırarak sürdürdüğü beyaz teröre rağmen halkımızın eşitlik ve özgürlük arayışının derinliğinin ve bitmez tükenmez direnişinin, inadının göstergesi bu karargâhın kendisidir.

Görev: ‘71 Devrimciliğini yaşatmak değil aşmak.

Partimiz programında yazdığı gibi THKO, THKP/C ve TKP/ML’yi mülk edinme anlayışını reddediyor ve üç örgütü de ‘71 Devrimciliği olarak, kendi öncelleri kabul ediyor. Kızıldere’yi, Nurhakları, Vartinik’i savunmak ve izleyicisi olmak çok değerli bir devrimci tavırdır. Özelleştirmek, mülk edinmek aynı şey değildir. Kızıldere’nin kendisi bile bunun ispatıdır. Kızıldere THKP/C’nindir, THKO’nundur ve aynı zamanda TKP/ML’nindir, hepsi birlikte ‘71 Devrimciliğidir.

‘71 Devrimci Direnişinin değerleri, deneyleri ve bizlere bıraktıkları biliniyor. Devrimci dayanışmanın, yoldaşlığın, yoldaşlık yolunda fedanın parlak ve silinmez örnekleridir. ‘71’in en önemli yanı yeni bir yol açmasıdır. Türkiye ve Kürdistan devriminde bir devri kapatıp yeni bir devri açması, devrimci kopuş yanı bizim için en önemli yanıdır. Türkiye ve Kürdistan’da bu dönemden sonra devrimcilik, yeni bir tarz ile bu kanaldan, ‘71’in açtığı yoldan akmıştır.

‘71 hem çok genç, hem çok radikal, hem çok yaratıcı, hem çok reddiyeci ve atakdır. ‘71’in pratik ataklığından, örgütçülüğünden, eylemciliğinden teorik ataklığı ve cüreti daha öndedir. Büyük bir teori arayışıdır ve teorik olarak müthiş bir ufuk genişliğidir ve maalesef başlangıç halindeki bu büyük teorik cüret tamamlanamamıştır, tamamlanma doğru anlatmıyor, aşılamamıştır. ‘71 ve düz devamcıları arasında tam bir tezat vardır. ‘71’in önderleri teorik ataklıkta ne kadar cüretli ve yaratıcı ise devamcılar aynı oranda tutucu, taşlaştırıcı ve muhafazakârdır. Mülkleştirerek miras edinenler eleştirilerimize rağmen devrimci bir kulvardadır. Ama pratik ve teorik olarak hala kırk dört yıl öncede kalmışlardır, ne pratik ne teorik ‘71’in üzerine bir şey koyamamışlardır.

Bitmez tükenmez, bir kaynak ve her dönem daha büyüyen prestijinden dolayı bir çok tür ‘71’cilik vardır. Bir türüne poster ‘71’ciliği denebilir ne teorik, ne pratik ‘71 ile bir ilgileri kalmamıştır ama posterlerini taşır, hatta herkesten çok mülkleştirirler. Çok ucuz ve dogmatik biçimde ‘71’i küçük burjuva maceracılığı olarak reddetmelerine rağmen kulanmaya devam ediyorlar. Bir dönem çok rahat ve yüksek sesle maceracılık olarak reddedenler ‘71 büyüdükçe daha utangaçça aynı ucuz reddiyeciliği devam ettiriyor ama daha fazla sahipleniyorlar. En oportünist ‘71’ciler sessiz kalarak, Dr. Kıvılcımlı’nın dediği gibi “susuş kumkuması”na getirenlerdir. ‘71’in eylem ve örgüt tarzından vebadan kaçar gibi kaçarlar ama açık eleştirel tek bir kelime etmezler ama Mahirciliği de kimseye bırakmazlar.

‘71’i o tarihte dondurup üzerine şimdiye kadar söylenenlerden farklı değerlendirmeler yapmak zordur. ‘71’i bir başka açıdan değerlendirmeyi denemek belki daha öğretici olabilir. 71’i süren mücadele üzerinden değerlendirmek belki daha geliştirici olabilir, ‘71 devam ediyor, iki koldan devam ediyor. Bir kol Kürdistan’da boy veriyor, diğeri bir çok kolları, tabir uygunsa dalları, budaklarıyla Türkiye kolu, kol değil de, bütün kolları taşıyan devrim ağacı diyebiliriz.

Büyük Kürt Halk isyanı Kızıldere’nin devamı ve aşılmasıdır.

‘71’in Türkiye koluna 1975 yılından itibaren kitleler sel olup aktılar. Büyük bir devrimci dalga doğdu ve Kürt devrimciliği de bu dalganın içinden çıktı. Metinlerimizde ayrıntılı değerlendirdiğimiz için kısaca geçiyorum. Bu gün daha net olarak söyleyebiliriz. Türkiye tarafı yeterince devrimci olamadığı için bu dev dalgayı değerlendiremedi. Bir tür sekter ve demogojik solculuk tüm ortama hakim oldu ve büyük halk potansiyelini paramparça etti. Türkiye tarafı gereğince devrimci olamayınca Kürdistan kolu kendi yolunu ayırdı. Bu taraf bir dönem sürekli büyüdü, büyüdüğü oranda sekterliği büyüdü ve kendi içinde çatışarak daha fazla bölündü. Hâlâ bu dönemin yanlışlıkları ve alışkanlıkları devam ediyor.

Kuruluş metinlerinden başlamak üzere ve bütün mücadelesi boyunca Kürt devrimci hareketi PKK ve önderi Abdullah Öcalan kendisini ve partisini ‘71’in devamı kabul eder. Kabulden öteye bu olan durumdur. Abdullah Öcalan ‘71 Devrimciliğini çok yüksek bir yere koyar ve inatla ‘71’den müthiş öğrendiğini söyler. Cüretini, ataklığını örnek aldığını söyler. En çok eksiklerinden ders çıkardığını mealen şunları söyler. “71’den müthiş öğrendim, bu gün bu savaşın sürekliliğini sağlıyabildikse, bu azgın güçlere yem olmadıksa bu 71’den büyük öğrendiğimiz içindir” der.

PKK ‘71’in devamıdır, hatta düz devamcılarından daha ortadoks devamcısıdır. PKK doktrinerlik anlamında ortadoks değildir ve kendisininde bu anlamda bir iddiası yoktur. Ama pratik ve örgütsel olarak tamı tamına ‘71’in örgütlerinin başlatıp devam ettiremediklerini onları da aşarak yaşamda gerçekleştirmiştir. Kim hangi itirazda bulunursa bulunsun PKK teorik ve pratik olarak bütün ‘71 mirasçısıyım diyenlerden çok daha 71’e yakındır. Mahir Çayan’dan üç beş makale okuyan ve okuduğunu anlayan herkes bu söylediklerimizin doğruluğunu görür. O zaman sorun iddia değil somut yaşamda gerçekleşendir.

Komünarlar 71’i ileri fırlatma ve halklaştırma hamlemizdir.

Komünarlar, yeryüzünde zulme ve zorbalığa ilk başkaldıranların mirasını devam ettiriyoruz. Devrimciliğimiz bu ilk başkaldırılardan günümüze hem bir sürekliliği devam ettiriyor, hem bir kopuşu temel almaktadır. Biz Kızıldere’nin büyük devrimci dayanışmasını örnek alıyor ve devam ettirmek için büyük bir çaba gösteriyoruz. Kızıldere’nin birlik ve dayanışma ruhunu temel kabul ederek 71’i bir bütün olarak kabul ediyoruz. Komünar kuruluşumuzu 71’in üç devrimci akımının sentezi ve büyük, yenilmez Kürt halk isyanının deneyleri üzerinden yeni bir devrimcilik olarak kurma çabasındayız.

‘71 Devrimciliğine iki tür yanlış yaklaşımı reddediyoruz. Sağcı, reformist reddiyecilerle olduğu gibi düz devamcıları ile de ayrışıyoruz. ‘71 devrimci cüretinden öğrendik, ‘71’in eksiklerine karşı da cesuruz, inkârcı ve donduruculara karşı ‘71’in hata ve eksiklerini devrimci eleştiri temelinde aşmak için mücadele ediyoruz. Hiç bir akımın düz devamcısı değiliz ama Türkiye devriminin tüm birikimini olduğu gibi çok eleştirerek bu gün kan revan içinde direnişi sürdüren tüm devrimci örgütleri de kendi örgütümüz olarak kabul ediyoruz. Türkiye devrimci hareketine ciddi eleştirilerimiz var ama en çok kendimizi eleştiriyoruz. Örgütlerdeki kendini beğenmişliği bir tür kendine sevdalılığı şiddetle burjuva bir hastalık olarak görüyor ve reddediyoruz. Kendimizde övündüğümüz ve devrimci bir kazanım olarak gördüğümüz ileri yanımız, gurupçuluğu aşma ve bu burjuva hastalığını tüm devrimci ortamdan def etme çabamızdır.

Bu konuda öz güvenli, iddialı ve inatçıyız. İnatçıyız, çünkü devrimi büyütmek istiyoruz. Kuruluş kongremizdeki çağrımızı devam ettiriyoruz. Partimizi, mevcut örgütlülüğümüzü aşan, daha ileri örgütsel ve savaş mevzilerine sahibim diyen ve kendine güvenen bir örgütün bizi davet etmesini bekliyoruz ve biz tüm örgütleri özgüvenle partimize katılmaya ve ön şartsız birliğe davet ediyoruz. Örgüt ve savaş tarzında anlaşmayı ve yeni toplum kuruculuğu, komünizm anlayışında ortaklığı birlik için yeterli şart olarak görüyoruz. Bunun dışındaki tüm sorunların devrimci bir partide birlikte mücadeleye engel olmadığını düşünüyoruz.

Zaten yaşam devrimci kavgada kararlı olanları zorunlu olarak bir araya getiriyor. Biz mücadelede omuz omuza durduğumuz MLKP, MKP, TKP/ML, MLSPB’yi kendi örgütlerimiz olarak görüyoruz. Yine örgütsel ve organik bir bağımız olmayan HTKP, SYKP, SODAP, ESP, TÖP-G, ODAK, Devrimci Hareket, Başlangıç, Devrimci Parti dahil, siyasi parti ve kuruluşların mücadelesini destekliyoruz. Kör olmayan herkesin görebileceği gibi bu ortaklık kurulabilirse emekçiler ve halkımız için büyük bir güç ve moral, halk düşmanları, gerici faşist güçler için korkutucudur. Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin ve bizzat Kızıldere’nin kendisi bize güçlerimizi birleştirmeyi emrediyor. Tek tek bireylerden, tüm devrim ve sosyalizm için yüreği çarpanları, Kızıldere’nin birlik ve dayanışma yolunu takip etmeye ve birliğe çağırıyoruz. Özgürlük güçlerimiz bu birliğin emrindedir.

Bizim primitif, hala birbirine hasmane gruplar hâlindeki duruşumuz kabul edilemez. İç dağınıklığımız bir yana, ulusal sınırlara sıkışmış pratik ve teorik darlığımız sınıflar savaşı ve mücadelenin bölgesel hatta evrensel boyutlarıyla tam bir çelişki halindedir. Bu gün savaşın aldığı boyutu yaşayarak görüyoruz, dünyanın her yerinden emperyalizmin yarattığı yırtıcı mahluklar akın akın üzerimize gelirken biz hala ulusal dar görüşlülüğün pençesinde kıvranıyoruz. Erdoğan bile süren bu amansız savaşın evrensel boyutlarını görüyor ve sınırları aşarak Nusra, Ahrar-uş Şam, İhvan-ı Müslim, IŞİD ile ortaklaşıyor. Bizler hâlâ bölge devrimi ve bölgesel mücadeleyi yeni yeni telaffuz edebiliyoruz. Emperyalizme, siyonizme ve bölge gerici ve faşist güçlerine karşı tüm bölge halklarıyla teorik-pratik hatta örgütsel ortak formlar için zaman kaybetmeden harekete geçmeliyiz. Hayat bizden önde koşmaktadır, bu doğal ama gözümüze çakılan bu gerçeğe daha fazla arkamızı dönemeyiz. Unutmayalım ki, komünal toplum için mücadelenin kendisi enternasyonaldir.

Amansız eleştiriciyiz: saflarımızdaki düzeni ezeceğiz.

Bilincimizin ve ufkumuzun yettiği yere kadar, devrimci saflardaki tüm ilkelliklere, geriliklere tüm burjuva etkilere karşı savaş açıyoruz. Devrimci harekete, birikimine hiç ucuz laflar etmek peşinde değiliz. Ağzımızdan çıkacak her sözün ağırlığını omuzlarımızda hissederek laf söylüyoruz. Devrimci hareketimizdeki eksiklik, yetersizlik ve burjuva hastalıklara ilişkin tüm eleştirilerimizi herkesten önce kendimize yöneltiyoruz. Her şeye rağmen eleştiride ısrarlıyız, amansız eleştiriciliğimizi sürdüreceğiz.

Burada özgür alanlardayız, bir adım attık, ileri çıktık diyebilirim ama asla yetinmiyoruz. Kendimizi beğenmiyoruz ve yaptıklarımızdan memnun değiliz. Devrimci ufkumuz sınırsız, hedeflerimiz çok yüksek, göğü fethetmeyi slogan olarak seçtik, henüz bunlara göre çok cüceyiz. Olsun, kendini, kendi yetersizliğini bilmek de çok büyük bir güçtür.

Kendimizle savaşıyoruz ve daha da savaşacağız. Kendimize tapmıyoruz ama kendimizi de küçümsemiyoruz. Mütevazi ve sade devrimciler topluluğuyuz ama asla rastgele bir araya gelmiş bir topluluk değiliz. Bu kirli düzene karşı ortak kavgamızda yüzlerce yoldaşımızı sonsuzluğa uğurladık, kırk yılın ateşleri içinden geliyoruz. Orta ve yeni kuşağın önder ve sınanmış militanlarına sahibiz. Bunlar değerlerimiz ve gücümüzdür. Yeni aramıza katılanlar dâhil her yoldaşımız bir değer ve bir güçtür. Toplamımız bir halk gücü, örgüt gücü, özgürlük güçleriyiz.

Bir özelliğimizle daha övünmek zorundayım, bu da anamızın ak sütü kadar helal, hakkımızdır. Çok uzun ve kahırlı yollardan geçtik, büyük acılar, büyük direnişler kadar büyük ihanetler ve kalleşlikler gördük. Bu uzun yıllarda bizim mahallemizde de çarpıklıklar, devrim ve sosyalizm ideallerimizi kirleten işler oldu. Bizim de korkularımız, güçsüzlüklerimiz, zayıflıklarımız, yanlışlarımız oldu ve daha bir çok eksikliklerle malülüz. Ama asla başımızı eğeceğimiz, göğsümüz dimdik savunamayacağımız bir kabahatimiz, kirli işimiz yoktur, uğrunda ölümleri hiçe saydığımız değerleri hep yüksekte, en yüksekte tuttuk. Toplamımıza herkes her türlü eleştiriyi yapabilir ama kimse en küçük bir leke süremez çünkü, yoktur.

Tarihin içindeyiz, tanığıyız.

Biz burada tümüyle kendi irademizle yeni bir çatı, yeni bir inşa arayışındayız. Ne kadar ileriyiz göreceğiz. Ama şimdiye kadar yapılmamış ve denenmemiş işlere kalkışıyoruz. Burada, insanlığın kaybettiği komün toplumunu, günümüz koşullarında yeniden kurmak için çabalıyoruz. Aramızda torpilli kimse yok. Birliğimize katılan hiç kimse torpil ve ya baba mirasıyla ve ya örgüt bürokrasisiyle gelmedi ve geldiği yer hiç kimseye tapulu değil. Burada aramızda olanda, önümüzde olan, önderlik yapanda herkes dişiyle tırnağıyla nefes nefese burjuvaziye ve kapitalizme karşı savaşarak geldi, iyi deneylerle ve iyi bir ahlakla geldi. Yoldaşlarımız ve yoldaşlığımız gücümüzdür.

Her anı nefes nefese, tarihin yeniden yapıldığı bir dönemdeyiz, daha önemlisi tarihin içindeyiz, tarihin yeni yönünün belirleneceği topraklarda, insanlığın en büyük sıkışmayı yaşadığı, nefes alamadığı, yaşamak, kurtulmak nefes almak için çıpındığı coğrafyadayız. Tarih ve aynı şey olan medeniyet bu topraklarda doğdu ve şimdi bu medeniyetin artık böyle devam edemediği ve edemeyeceği bir dönemde ve yeniden bütün göstergeleriyle bu coğrafyanın öne fırladığı dönemde buradayız. Ne kadar farkındasınız bilmiyorum, hepiniz, burada bulunmanız ilerde bir ayrıcalık, bir övünç kaynağı olacaktır, bundan eminim. Buraya ayrıcalık için gelmedik ama tarihsel anlar böyledir. Öyle anlar ve dönemler vardır ki, o anda, orada olmak ve tanık olmak büyük bir ayrıcalıktır.

Toplumsal, ekolojik, kültürel her anlamda dünyanın yok oluşa doğru gidişine bir çare bulunmak zorunludur. Dünyayı bu duruma kapitalizm getirdi ve kapitalizm altında bütün imdat çığlıklarına, kurtuluş arayışlarına rağmen, her şey daha kötüye gidiyorsa, artık kapitalizmin dışına çıkmak, insanlığın tek çaresidir ve toplumlar her zamankinden daha fazla bu gerçeklikle karşılaşıyor. İnsanlık artık gerçek anlamda boğuluyor, batıda da boğuluyor, doğuda da boğuluyor. Ama en çok bu coğrafyada en inanılmaz, tahayyül dahi edilemeyen geriye, en geriye olduğu gibi ileri doğru arayışların en keskin şekilde ve karşı karşıya geldiği, tam da tarihin doğum sancıları denilebilecek ve bunun göstergesi ağır çelişkilerinin kıran kırana yaşandığı bu temelde yeninin, kurtuluşun en fazla uç verdiği coğrafyadayız diyebiliriz.

Bizi yenemeyecekler.

Burada bulunuşumuz ve kendimiz üzerine biraz daha yakından bakalım. Kendi özgür irademizle ve bilinçli bir tercihle ama geç kalmış olarak buradayız. Bizimki bir boyutuyla bir kaçış gibi yoldaşlar, biz kapitalizmden, burjuva toplumunun çürümüşlüğünden kaçtık. Şimdi özgür topraklardayız ama ne kadar kapitalizmden ve tüketim toplumundan kurtulabildik, asıl soru bu. Çünkü, düzen bizim kendimizde kendi içimizdedir, devrimci hareketimize sızmıştır. En büyük ve en zor savaşımız ve mücadelemizin sonucunu belirleyecek savaşı burada vereceğiz. Biz bunun için kendimizden, kendimizdeki burjuva yanları öldürmek, arınmak için yola çıktık. Koparak kendimizi bu özgür topraklarda yeniden yaratma savaşına giriştik.

Büyük ve yüksek bir savaşa, kapitalizmin ve burjuva uygarlığın sahte bireyini kendimizde öldürüp, başka bir toplumsal insanı, ilk doğal haliyle komün toplumunun insanını aramak ve yaratmak için burdayız. Komün insanı, düşünebiliyor musunuz, hesap bilmez, kalleşlik bilmez, ayrıcalık bilmez, eşyalara ve metalara tapmayan, paranın sihrinden habersiz, zorbalığa, zulme tahammülsüz, kendinden önce topluluğu için yaşayan komün insanını gücünü soruyorum. Biz bu yüce değerleri aramak için sürüden ayrıdık ve bir anlamda buraya hicret ettik. Bu değerlere doğru bir adım attık ama daha işin başındayız, daha çok fırın ekmek yememiz, çok büyük bir çaba ve emek harcamak zorundayız. Bu değerleri biraz kazanabilir ve kendimizin kılabilirsek, inanarak yüksek sesle söylüyorum, bizi kimse yenemez, bizi hiçbir güç yenemez yoldaşlar.

Buradaki azminiz ve çabanızı gözledim, bu değerleri kazanmak için çırpındığınıza tanık oldum. Gerçek bir feda kuşağısınız, sizi kırabilirler ama asla yenemezler. Bu güvenle sizlerden aldığımız güçle Türkiye işçi sınıfına, ezilenlerine, gençliğine sesleniyorum; kapitalizm size hiçbir şey vaadetmiyor, hiçlik dışında. Tüketim ihtiraslarınızı son sınırına kadar kışkırtarak, sizleri eşya ve metaların kölesi halinde böcekleştiriyor ve bir serap peşinde tükenişe sürüklüyor. Büyük metropollerin varoşlarında boğuluyor, çürüyorsunuz, birbinizin kurdu hâlinde birbirinizi parçalıyorsunuz. Gelin buraya sizleri yaşama davet ediyoruz. Burası bir arayış alanı, bir kurtuluş çabası, ayaklar altında ezilmek, diz üstü yerlerde sürünmekten kurtulma, dik durma arayışıdır. Her şeyi imha eden burjuva uygarlığına karşı doğayı, toplumu, yaşamı var etme çığlığıdır.

Savaşları ve silahları yaşamdan söküp atacağız.

Bizler, aynı zamanda tam anlamıyla, kelimenin gerçek anlamıyla bir savaşçılar topluluğuyuz. Burada askerlik ve savaş sanatını, savaşın içinde öğreniyor, ustalaşıyor ve savaş gücümüzü büyütüyoruz. Bizler savaşçı yanımızı büyütüyoruz ama asla askerliğe ve savaşa sevdalı değiliz. Biz başka tür bir savaşçılar topluluğuyuz. İntikamcılardan değiliz. Biz elbette üzerimize sürülen ve bizi imha etmek için gelen güçlere kendimizi yem etmeyeceğiz, onlara savaşın kurallarını ve gereklerini uygulamakta tereddüt etmeyeceğiz. Bununla birlikte üzerimize sürülenlerin emperyalistler ve Türk egemenleri tarafından aramızdan devşirilen emekçiler olduğunu unutmayacağız. Savaşımızın aynı zamanda tüm ezilenlerle birlikte, bizleri yok etmek üzere üzerimize gelenlerinde kurtuluşu için mücadele ettiğimizi aklımızdan çıkarmayacağız. Bunu unuttuğumuz her an yolumuzdan sapmış, yıkmak istediklerimize benzemeye başlamışız demektir. Biz başka bir tür savaşçılarız derken asıl savaşımızın hedefi ve nihai amacı, savaşın ve askerliğin bütün boyutlarıyla yaşamdan söküp atmak için savaşıyoruz ve bu yolda gözümüzü kırpmadan ölümün üzerine yürümekte bir an bile terddüt etmiyoruz.

Türkiye’de faşist tehdit altında, zor koşullarda mücadele yürüten komünarlar, genç yoldaşlar, sosyalizme ömür vermiş örgütlü-örgütsüz tüm devrimcilere bu açıklamalarımız. Çağrımız sizleredir, çağrımız bu kirli düzene karşı olan herkesedir. Burada yaratmaya çalıştığımız değerleri Türkiye halkına taşımak sizlerin görevidir. Tüm Türkiye emekçileri, tüm onurlu gençlik doğallığında, kendiliğinden özgürlük arayışı içindedir. Kendileri farkında olsun veya olmasın tüm Türkiye gençliği özgürlüğe, eşitliğe açtır, susuzdur. Bundan dolayı tüm gençliğimiz, genç kadınlar ve genç erkekler özgürlük güçlerimizin kendisi özgürlük güçleri de onlarındır.

Türkiye gençliği en büyük Özgürlük Gücüdür.

Tüm Türkiye gençlerine sesleniyoruz, eşitsizlilere karşı adalet arıyorsanız onu başka yerde aramayın o sizde, kendinizdedir. Özgürlükleri ve eşitliği ya kendinizde bulur ve yaratırsınız ya da hiç bulamazsınız çünkü, bunlar bahşedilemez, başkaları bunları size veremez. Bu bu kadar basit ve sadedir, özgürlük elerinizdedir. Sizler özgürlük arıyorsanız bulunduğunuz her yer özgürdür, Özgürlük Gücü sizsiniz ve Özgürlük Güçleri her yerdedir. Özgürlük Güçleri olarak çoğalacağız, her yerde olacağız ve tüm zorba ve zalimlere korku salacağız.

Bu gün bizimle bağ kuramayanlar, kendi aralarında özgür güçler inşa edebilir, özgürlük için, adalet için, eşitlik için mücadeleye soyunabilirler. Herkes kendi çevresinde küçük meşaleler yakabilir, bunu başlatabilirsek o zaman karanlık hiçbir köşe kalmayacaktır. Tüm kötülükler izbelerde, karanlık köşelerde büyütülüyor. Özgürlük ateşini yakmak, Özgürlük Güçlerini büyütmek herkesin hem hakkı hem görevidir. Özgürlük ateşi büyüyünce dünya aydınlanacaktır.

Türkiye gençliğini aynı zamanda bu özgür topraklara çağırıyoruz. Gelin ve görün burada sizleri kucaklamaya hazır yoldaşlar topluluğu bulacaksınız. Kapitalizmin çöplüklerinde çırpınmaktan kendinizi azatedin, yaşamı ve geleceği savunmak herkesin görevidir.

Gemileri yaktık, arkaya bakmıyoruz.

Tekrar kendimize dönersek, yoldaşlar burada bulunuşumuz başlı başına bir değerdir. Buraya adım attınız, köprüleri yıkarak, büyük komutan gibi gemilerinizi yakarak, küçük dünyaları terk ederek geldiniz. Gecikmiş olarak geldik ama çok hızlı koştuk ve bu kısa zamanda büyük mesafe katettik. Gene de yolun çok başındayız. Bu çağrılarımız karşılıksız kalmayacak gençlik bu çağrıya kulak vererek Özgürlük Güçlerimize katılacaktır. Onlar size güvenerek Özgürlük Güçlerine katılıyor, bunun sorumluluğunu etinizde, kemiğinizde hisetmelisiniz. Onları karşılamaya ve beklentilerine cevap vermeye kendinizi hazırlayın.

Türkiye tümen tümen, stadyumlar dolusu, yeni bir tür faşist yaratıkların katil sürülerinin istilası altındadır. Daha önce çok rastlanmayan yeni bir yırtıcı, toplumsal ve ileri olan her şeyi yakıp, yıkıp, yokeden psikopat katiller kanımızı dökmek için üzerimize geliyor. Şimdiye kadar naifliğimizden onları iyi tanımamamızdan, masumiyetimizden yararlanarak bizleri paramparça ettiler. Artık karşılarında ateşten rüzgar olan komünarları, özgürlük savaşçılarımızı bulacaklar.

Ben bütün toplamımızdan, Türkiye’de sıcak mücadelenin içindeki yoldaşlarımızdan, buradaki savaşçılarımızdan, bu duruşunuzdan, genç, pervasız ateşe atılma heyecanınızdan aldığım güçle bir kere daha yüksek sesle tekrar ediyorum zafer bizim olacak, yoldaşlar.

Siz özgürlüğe susamış devrim savaşçılarını selamlıyorum. Geleceğin komün toplumunu kurmamızı hiçbir güç engelleyemez.

Yaşasın özgürlük savaşımız!

Yaşasın Özgürlük Gücümüz!

Yaşasın komün!

DEVRİMCİ KOMÜNARLAR PARTİSİ

Birleşik Özgürlük Güçleri'nin Açıklaması
AKP-IŞİD Faşizminin Tüm Karargahlarını, Kurumlarını Ve Taşeron Organizasyonlarını Vurun! Faşist Katillere, Cenazelerimize
Bile İşkence Yapanlara,Tecavüzcülere Ve Onları Alkışlayanlara Nefes Aldırmayın! AKP-IŞİD faşizminin istihbarat ve hedef belirleme araçları olarak çalışan, "medya" adı altında tüm muhalif çevreleri faşist çetelere hedef göstermeyi görev edinmiş, yalanları defalarca kez ortaya dökülmüş olmasına karşın faşist iktidarın koltuğu altında beslenen, büyütülen Yeni Akit ve Yeni Şafak istihbarat organları devrimciler tarafından gerçekleştirilen bir eylemle "uyarıldı!"Yapılan bu eylemi tamamıyla benimsiyoruz ve gerçekleştiren Aziz Güler Özgürlük Gücü Milis Örgütünü başarılı ve isabetli eylemlerinden dolayı kutluyoruz, çalışmalarında başarılar diliyoruz.Devamı

Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim