Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim

Devrimci Propaganda ve Siyasal Ajitasyon

Devrimci Propaganda ve Siyasal Ajitasyon

Giriş

Propaganda kelimesi kökeni itibariyle farklı farklı dillerde ''yayılma veya kışkırtma'' anlamına gelmektedir. Propaganda tarihte dinlerin yayılmasından siyasi fikirlerin örgütlenmesine kadar geniş bir alana yayılır. Propaganda Musa'nın Firavunlara karşı binlerce kişiyi örgütlemesinden Spartaküslerin Roma köleciliğine karşı direnmesine kadar uzanan köklü bir faaliyettir.

Propaganda ve ajitasyon kavramları onları gerçekleştiren öznenin amacına bağlı olarak değişik içerikler kazanır. 20. ve 21.yy'da propaganda faaliyeti kurumsal bir temele oturtulmuştur. Egemenler tarafından kitlelerin davranışlarını ve yaşamlarını kontrol altında tutmayı amaçlayan etkili psikolojik bir silah olarak kullanılmıştır. Emperyalizmin başlangıç evresiyle beraber ortaya çıkan faşist hareketler, hızla kitleselleşmesini, bir bakıma burjuvazinin propaganda faaliyetini (yoğun çaba harcayarak) kurumsallaştırmasına borçludur. Örneğin Nazi Almanya'sında faşizmin tüm uygulamaları yoğun, kesintisiz propagandayla halkın büyük çoğunluğuna haklı gösterilmiş ve kitleler tarafından kabul edilmiştir. 2001 yılında ABD'de gerçekleşen 11 Eylül saldırısı sonrası Amerika ''İslami terör ülkemizi tehdit ediyor'' ve ''İslam ülkelerine demokrasi getireceğiz'' propagandasıyla Ortadoğu'da yıllarca sürecek olan işgallerinin temelini atmıştır. Yine günümüzde süren emperyalist savaşlarda başta ABD ve Rusya olmak üzere birçok egemen güç propaganda aracılığıyla kitleler nezdinde kanlı savaşları meşru kılmaya çalışmaktadır.

Propaganda faaliyeti egemenlerin amaçları doğrultusunda yalan üretme fabrikasından başka bir şey değildir. Devrimci propaganda bu yalanlarla savaşır ve kitlelerin gerçeklere ulaşmasını hedefler. 1871 Paris Komününden Bolşevik Devrimine uzanan işçi sınıfı mücadelesinin önemli bir faaliyet alanı da propaganda ve ajitasyon çalışmalarıdır. Propaganda ve ajitasyonun devrimci güçleri ve muhalifleri hareket ettirici gücü olduğu kadar birleştirici de özelliği vardır. Ekim Devriminin hazırlık süreçlerinde ve devrimden sonra tüm muhalif kesimlerin farklılıkları gözetilmiş ve bu duruma uygun bir örgütlenme ortaya koyulmuştur. Lenin örgütlenmeye ilişkin görüşlerini ve uygulamalarını basını, gazeteleri kullanarak anlatmış ve kitlelere yaymıştır. O zamanlar Rusya'da pek gelişmemiş olan sinema üzerine yoğunlaşılmış ve her şey beyaz perdeye aktarılarak en ücra köşelere kadar ulaştırılmıştır.

Yakın tarihte ve günümüzde yaşanan mücadeleler de bize propaganda konusunda birçok örnek vermektedir. Bizler de bu geçmiş deneyimler ışığında dünyayı daha iyi yorumlamalı ve buna uygun bir propaganda faaliyeti gerçekleştirmeliyiz. Bu nedemle gerçeği olduğu gibi ortaya koymayı hedeflemeli ve savaştığımız güçlerin kirli yüzlerini kitlelere teşhir eden bir propaganda faaliyetini planlamalıyız.

Türkiye AKP iktidarının IŞİD'le birleşerek AKP-IŞİD faşizmine dönüşmesiyle bir keşmekeşin içersine sürüklenmiştir. Bu keşmekeş ülkeyi her yerde bombaların patladığı, tecavüzlerin ardı arkası kesilmeyen bir yere dönüştürmüştür. AKP'nin içeride ve dışarıda yaşadığı bu çelişki devrimci proletaryaya tarih sahnesine çıkıp rolünü oynama şansını doğurmuştur. Devrimciler için burada iki seçenek ortaya çıkar. Birincisi egemenlerin oynadığı kirli oyunları ortaya sermek, AKP'nin rolünü teşhir etmek ve kitleleri devrimci savaşıma örgütlemek; ikincisi iktidarın yarattığı koşullara teslim olmak ve buna uygun söylemlerle devrimci mücadeleyi köreltmek.

Bu iki seçenek doğrultusunda biz devrimci savaşımı örgütlemeyi esas alıyorsak o zaman buna uygun konum almamız gerekir. Doğru anda doğru propagandayı yapabilmek her şeyden önce çok büyük bir cesaret gerektirir. Devrimci mücadele çoğu zaman popüler olmayan fikirleri ısrarla savunmayı gerektirir. Böyle zamanlarda, kitlelerle bağ kurmamızın ilk ayağı olan, söylemlerimiz, kilit bir rol oynamaya başlar. Safların netleştiği, savaşın kızıştığı süreçlerde söylemler kimin hangi tarafta yer alacağını ortaya koyar.

Günümüzde Türkiye'de devrim iddiasında olan örgütlerin yükselen mücadelenin neresinde duracağı belli olmaya başlamıştır. Faşist diktatörlüğün ayak seslerinin duyulmaya başlandığı yerde geriye yapılacak tek bir şey kalır: savaşmak. İkinci seçeneğe uygun olarak, savaşmayı tercih etmeyen her devrimci unsur sisteme hizmet etmeye başlamış demektir. Ona entegre olmuştur.

Sisteme entegrasyonun tüm olumsuz sonuçlarını yakın mücadele tarihinde yaşadık. Ortaya çıkan devrimci olanaklar devrimci duruşa ve hazırlığa sahip olmayanları garnitür olmaktan kurtaramadı. Gezi Ayaklanması tüm devrimci sonuçlarına rağmen tekelci oligarşiyle, emperyalizmle ve faşist partiyle savaşı göze alamayan kendi sağından medet umanlar yüzünden yenilgiyle sonuçlanmıştır. İktidarın gücüne boyun eğmişler ve onun söylemlerine uygun bir dille kitlelerini mücadele alanlarından yavaş yavaş çekmeye başlamışlardır. Tıpkı Gezi Ayaklanmasında olduğu gibi iç savaşın yükseleceğinin farkına varan KP gibi çevreler yeniden devrimci mücadeleye sırt çevirmeye başlamış ve sırça köşklerine doğru yola çıkmışlardır. Laf üretmekten başka bir şey yapmayan sahte Komünist Parti 2016 1 Mayıs'ında hevesle gittiği Bakırköy meydanında polisin yönlendirmesiyle pankartının bir bölümünü kesmiş ve alanda polis tarafından budanmış pankartıyla yürüyerek düşkünlüğünü göstermiştir. Bu durum basit ele alınmamalıdır, çünkü; negatif propagandanın bariz bir örneğidir. Aklı olana kimse bu hareketi herhangi bir taktik olarak yutturamaz. Bu örnekte kendi amaçları doğrultusunda KP'ye 'boyun eğdirerek' başarılı propaganda yapan AKP-IŞİD faşizminin polisidir...

AKP-IŞİD faşizmiyle girilen her mücadelede sukünet çağrısı yapan bu çevreler yükselen devrimci dalganın önüne set koymaya çalışmaktadır. Halkın yükselen öfkesini tıpkı egemenler gibi dindirmeye çalışmaktadırlar. Tüm yayın organları ve tüm ajitasyonlarında savaşa karşılık egemenlerden yana bir barışı örgütlemek istemektedirler.

Sadece dışarıda değil içimizdeki düşmana karşı da savaşacağımız bu zamanlarda savaşan tüm devrimci unsurlar, ajitasyon ve propaganda araçlarının doğru kullanımını örgütlemekle yükümlüdür. Siyasal mücadeleyi örgütleyebilmenin ve siyasal mücadelenin gerektirdiği birçok mücadele yöntemini kavrayabilmenin tüm yollarını açmalıdır. Ajitasyon ve propaganda faaliyetimiz en ücra köşelerde, en gerici örgütlenmeler içinde bile vücut bulmalıdır. Televizyon, sinema, gazete, dergi v.b. tüm araçlar en geniş kitleyi kapsayacak ve en geniş kitleye yayılacak şekilde örgütlenmeli ve dağıtılmalıdır. Kitlelerle devrimci örgüt arasındaki ilişkinin doğru bir diyalektikle sağlanabilmesinin devrimci savaşımızın zafere ulaşmasının yegâne yolu bu tarz bir faaliyettir.

AKP-IŞİD faşizminin gerçek yüzü, tüm uygulamaları, yaptıkları tüm zulümler en açık şekilde ortaya serilmelidir. Kapı kapı, mahalle mahalle bu düşman her yerde teşhir edilmeli ve bu düşmana karşı olan herkes devrimci savaşımın yürütücüsü olmaya çağırılmalıdır.

Baskı ve zorun zirveye çıktığı faşizmin koşullarında ezilenlerin kurtuluşu ancak topyekün savaşmakla sağlanabilir. Doğru strateji ve doğru taktik etrafında örgütlenme şüphesiz ki ezilen halklara zaferi getirecektir. Kitleleri doğru eylem tarzına sevk edebilmek propaganda ve ajitasyon faaliyetinin kitlelerle bütünselliğinden ve birliğinden geçer. AKP-IŞİD faşizmine karşı savaşan bütün güçler ''Zafere doğru kesintisiz yürüyüş'' sloganı etrafında örgütlenmelidir.

Değişen Dünyayla Beraber Propaganda ve Ajitasyon

Propaganda; bir grubun geniş kitlelere ya da başka bir gruba kendi fikirlerini kabul ettirmek, duygu ve düşüncelerini etkilemek ve bu doğrultuda hareket etmelerini sağlayacak bir örgütlenme yöntemidir. Kitlelerin olaylar ve olgular karşısındaki genel tepkilerini kontrol etme ve yönlendirme çabası vardır. Belli bir ideolojiyi ve fikri savunan her topluluk fikirlerini yaymaya ve örgütlemeye çalışmaktadır. Bu yüzden savundukları her ideolojiyi ve fikri en ince ayrıntısına kadar, çeşitli birçok yöntemi olan bütünlüklü bir faaliyettir.

Ajitasyon ise; propagandası yapılan fikirlerin daha net cümlelerle, kitlelerin en iyi anlayabileceği şekilde geniş yığınlara yazılı ve genelde sözlü olarak sunulmasıdır. Yani kitleler için güncelliğini koruyan, öncelikli önemi olan konuların, savunulan fikirlerden yana ortaya konulmasını sağlayan etkileşim ve aktarım çalışmasıdır.

Belli bir fikir ve ideolojiye sahip her grup veya kişi kendi fikirlerini yaymak ve örgütlemek için aslında birer iletişim aracı olan bu iki yöntemi mutlaka kullanmak zorundadır. Canlılar dünyasını incelediğimizde bu zorunluluğun yaşamın içinde nasıl doğallaşmış bir niteliğe dönüştüğünü görebiliriz. Bu iki iletişim yönteminin kökenlerinin yaşamın başladığı ilk zamanlarda da var olduğu gözlemlenebilir.

Doğadaki her canlı duygularını, düşüncelerini (asgari oranda da olsa) seslerle, davranış biçimleri v.s. ile ifade eder. Her canlı kendini ifade ederken de bir diğeriyle etkileşim halindedir. Süreklilik zeminine oturmuş olan bu etkileşim ve iletişim büyük bir zincir gibi birbirine kenetlenmiş halkalar şeklinde ilerlemektedir.

Diğer canlılar dünyasında olduğu gibi insan yaşamının da gelişimi ve oluşturmuş olduğu bu büyük tarihte aynı tarz ve biçimle günümüze kadar gelmiş ve hâlâ ilerleyişini sürdürmektedir. Yaşamını sürdürmek için doğaya uyum sağlamaya çalışan ilk insanlar edindikleri bilgileri ve tecrübelerini kendi iletişim halkalarını oluşturarak günümüze kadar getirmişlerdir. Halkalarda biriken bunca tecrübe ve bilgi giderek edinilmiş niteliğe dönüşmüş ve kültür haline dönüşmüştür. İnsanın edinmiş olduğu bu yeni nitelik onu duygularını ve düşüncelerini farklı yollarla anlatmaya ve aktarmaya itmiştir.

Mağara duvarlarına resimler çizmekle başlayan bu macera, zamanla dili kullanıp bazı sesleri çıkarmaya başlamasıyla insan için yeni bir dünyanın kapısını açmıştır. Sözcük, mimik ve jestlerin gelişmesiyle beraber de yaşam daha çok anlam kazanmaya başlamış ve insan daha çok anlatmaya başlamıştır. Bu durumsa insanın düşünce dünyasına farklı bir boyut kazandırdı. Yaşama ait olan bütün kurallar ve oluşan düşünceler daha hızlı aktarılmaya başlandı.

Sözcüklerin, zihindeki imgelerin karşılığını bulmasıyla beraber düşünce sistemleri de oluşmaya başladı. Maddi bir çevreyi etkileyen insan bu yönüyle manevi bir dünyayı, yani toplumun ideolojilerini (dile, dine, sanata v.s. dayanan) kendinde ve çevresinde örgütlemeye başladı. Toplumsal bir ürün olan ideolojiler toplumu bir arada tuttu ve toplum mekanizmasının çalışmasını kolaylaştırdı. Fikirlerin insanları bir araya getirme süreci birinin diğerini etkilemeye başlamasıyla gelişti. İlk propaganda ve ilk ajitasyon bir insanın diğerini kendi topluluğuna örgütlemesiyle başladı.

Propaganda ve ajitasyonun başlangıç evreleri, dilin oluşması ve toplumlar arasındaki farklılıklara bağlı olarak gelişen dil çeşitliliği ile insanların konuşmalarını ortaya koymasıyla beraber yazılı eserlerle oluşmaya başladı. Elamlar, Akadlar, Sümerler ve Mısırlılarla başlayan yazılı tarih ideolojilerin ve kültürlerin gelişmesini ve yayılmasını bu yollarla hızlandırdı.

Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkış dönemlerinde yazılı eserlerin yayılmayı ve örgütlenmeyi nasıl hızlandırdığını inceleyebiliriz. Örneğin tek bir tanrının varolduğunu anlatan ilk elçi peygamber Davud'la beraber ondan sonra gelen üç peygamber de tarih sahnesine kutsal kitaplarla çıktı. Bu kitaplardan en ünlüsü İsa'nın İncil'idir. İncil'in yayılış süreci ise İsa'nın 12 Havarisinin dünyanın dört bir yanına dağılmasıyla başladı. İsa'ya ilk iman eden ve onun öğrencileri olan 12 Havari Roma'dan Afrika'ya kadar yayılarak onun inanç ve öğütlerini tüm dünyaya yaydılar. Hâlâ büyük bir çoğunluk İsa'nın dinine inanıyor.

Bu kutsal kitapların sonuncusu Kur'an ise ilk üçünü de kapsayacak şekilde düzenlenmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Bu kitap İslam dininin birçok coğrafyaya yayılmasında büyük rol oynamıştır. Kur'an'da yazılı olan tüm emirler ve olaylar bildirme ve duyurma anlamına gelen ''tebliğ'' çalışmalarıyla yayılmıştır. Tebliğ, peygamber Muhammed'e en yakın kişiler olan sahabeler tarafından tek tek kişilere anlatılarak yapılmıştır. Başka bir yöntem olarak da tebliğ edilen kelamlar, camilerde tüm halka toplu olarak iletilirdi. Bu çalışmalarla beraber yeterince taraftar toplayan ve bir süre sonra devletleşen İslam, fetihçi bir politikayla da yayılmasını hızlandırdı. Buradaki yayılma Kur'an'ın nasıl bir propaganda aracı olduğunu ve tebliğin nasıl bir ajitasyon faaliyetine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Peygamber Muhammed'in ölümünden sonra inşa edilen Kabe bile günümüzde her yıl binlerce insanın ziyaret ettiği ve Suudi Arabistan için İslam dünyasında siyasi üstünlük sağlayan bir propaganda malzemesi oldu. Bunun sonucunda ortaya çıkan örgütlülük ise yayılmayı çeşitlendirerek İslam'ın devamlılığını sağladı.

Fikirlerin ve ideolojilerin sadece kağıtlarla ve söylemlerle yayılma sürecinden silahlarla da yayılmaya başlandığı süreç ise propaganda ve ajitasyonu ezilenlerin aleyhine dönüşmesine neden oldu. Sınıflı toplumların ortaya çıktığı dönemleri ele alacak olursak bu süreçte en büyük payı Roma Devletine verebiliriz. Roma Devleti kendi toprağını işleyen köylülerin olduğu bir devletten zamanla kendi toprağında köle olan köylülerin olduğu bir devlete dönüştü. Zamanla ülke bir avuç zenginin yönettiği köleliğin bir yaşam biçimi olduğu bir yer oldu. Açlık ve sefalet beraberinde ayaklanmaları da getirdi. İlk karşı çıkış soylu bir aileden gelen Catilina tarafından yapıldı. Catilina: ''Bütün savaşların ve bütün anlaşmazlıkların kaynağı olan zenginlik ve iktidarı istemiyoruz. Bütün isteğimiz hürriyettir.'' şiarlarıyla halk tarafından da sevilen biri oldu. Ancak yoksul halk tabakalarından gelen ama Roma senatosu için çalışan katip Çiçero onu vatan haini olduğu propagandasını yaptı ve senatoyu ikna ederek onu öldürttü.

Roma Devleti Çiçero gibi yalan yanlış söylemlerle politika yapan katipler sayesinde bir süre daha halkı sömürmeye devam etti ve savaşlarla kendine yeni köleler buldu. M.Ö. 73 yılında köleliğin hüküm sürdüğü dönemde Spartaküs köleler içinden 70 kadar arkadaşıyla bu sömürüye karşı çıktı ve kazandıkları zaferler kulaktan kulağa yayıldı. Bir grup kölenin zamanla büyüyen direnişi öyle bir yayıldı ki farklı dilden ve ırktan birçok insan ona katıldı. Zamanla sayıları artan Spartaküs'ün ordusu Suriyelilerden, Galyalılardan, Trakyalılardan, İtalyanlardan ve Cermenlerden oluşuyordu. Bu ordu Roma Devleti'ne ağır yenilgiler verdirdi. Bu savaşın sonunda kazandığını düşünen Spartaküs'ün hazırlıksızlığı onun Roma'ya karşı yenilmesine neden olsa da günümüzde hâlâ Spartaküs'ün direnişi önemli bir yer tutmaktadır.

Sınıflı toplumların ortaya çıkışı ve gelişimi fikirlerin ve ideolojilerin yayılışını da küçük bir zümrenin etkisi altında tutmaya çalışmaktadır. Bu çaba kontrol edilemeyen bir noktaya geldiğinde ise Roma Devletinde olduğu gibi baskı-zor yoluyla kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Ancak tarih tüm bu zulme rağmen kendi fikirlerini ortaya koyan devrimcilerle doludur. Spartaküs de bunlardan biridir. Olanakların çok kısıtlı olduğu dönemlerde bir fikrin propagandasını yapmak ve insanları bu doğrultuda örgütlemek zordur fakat görüyoruz ki imkansız değildir. Farklı farklı coğrafyalardan insanları bir araya getirmek ve savaştırmak ustaca örgütlenmiş propaganda ve ajitasyonun ürünüdür.

Propaganda ve ajitasyonun bu başarısı ve tarihsel birikimi kendi ilerleyişini hızla sürdürmeye devam etti. Zamanla bilim kendini ilerlettikçe kağıdın, matbaanın, daktilonun, televizyonun, bilgisayarın v.s. icadı ile propaganda ve ajitasyon faaliyeti kontrol edilmesi daha zor bir duruma geldi. Hepsi birer propaganda aracı olarak kullanılmış olan bu araçlar her geçen gün daha da geliştirilmekte ve büyük çoğunluğu da egemenler tarafından ustaca kullanılmaktadır. İnsanlığın kültürel değerlerinin ve tarihinin ilerleyişine katkı sağlayan bunca gelişim, egemenlerin ellerinde kirlenmiştir. Burada bize düşen görevlerden bir tanesi de bu noktada insanlığın tarihini, kültürünü ve onun ortaya koyduğu her şeyi burjuvazinin kirli ellerinden kurtarıp, devrimcileştirmektir.

Devrimci Propaganda ve Bolşevik Tarzın Önemi

Propaganda ve ajitasyon faaliyeti, bu araçların kim tarafından nasıl kullanıldığına göre onun niteliğini ve ortaya çıkardığı sonuçları değişken kılar. Bizim propagandamızın en önemli niteliği de gerçekler üzerine kurulu olmasıdır.

Egemen sınıflar tüm yaşamı gerçekliklerin tam tersi üzerine inşa ederler. İktidar gücünün ortaya yayılmasıyla beraber gerçeklerle yaşam arasındaki uçurum insanlık için kabul edilemez bir sınıra gelmiştir. İnsanları gerçekleri aramaktan korkutmuşlar ve insanların çok büyük bir çoğunluğunu gerçeği arama çabasından vazgeçirmişlerdir. Çünkü bu sınıflar iktidarlarını devam ettirebilmek için kurdukları sahte dünya ve tarihi savunmak, yeniden üretmek zorundadırlar. Her türlü gerçek, egemenlerin düşmanıdır. İnsanların evrene, toplumlar tarihine ve özüne dair öğrendikleri, ürettikleri her gerçek bilgi iktidarlar için yıkıcıdır. Geçmiş zamanlarda birçok insan gerçeği aramanın bedelini hayatlarıyla ödemiştir. Günümüzde de insanlar gerçeği aramanın ve söylemenin bedelini, ölümden daha beter, insanlık dışı uygulamalarla ödemeye devam eder. Bu yüzden insanların büyük çoğunluğu gerçeğin ne olduğunu bilseler de bilmeseler de başlarına kötü bir şey gelmemesi için var olanı yaşamak zorunda bırakılmıştır.

Tüm bunların planlayıcısı olan egemenler toplumları, istediği yönde hareket ettirebilmek için yalan bombardımanına tutuyor. Tamamen gerçek dışı söylemlerle, kitleleri inandırmak istediği yalan yanlış propagandalarla konumunu koruyor. Ne zaman sistemde bir sorun ortaya çıkacak olsa ya üstü örtülüyor ya da gündem değişiklikleriyle insanların bilinçleri kontrol altına alınıyor.

Gezi Parkı eylemleri sırasında çatışmaların en yoğun yaşandığı dönemlerde TV kanallarının penguen belgeselleri yayınlaması tesadüf değildir. AKP'nin ülkede işsizliğin arttığı, tecavüzlerin ardı arkasının kesilmediği, en güvenli yerlerde bombaların patladığı bu günlerde Kuzey Kürdistan'da savaşa girişmesi tesadüf değildir. Ülkede açlık, yokluk ve sefalet varken ''Vatan elden gidiyor'' diyerek Kürtlere savaş açmak AKP iktidarı için bir rahatlama yolu olmuştur. Tıpkı AKP örneğinde olduğu gibi tüm iktidarlar zora girdiklerinde kendi halklarını gerçek olmayana doğru itmeye çalışırlar. Burada kesinlikle bir bilgi paylaşımından söz edilemez. Buradaki tüm propaganda ve ajitasyon 'inandırmak' üzerine kuruludur. Böylelikle toplum inandığı değerler uğrunda kendi sorunlarını bir kenara itebilir. Düşmanlar ülkelerine saldırırken kendi sorunlarını düşünmek kişinin kendisi için bir utanç kaynağına dönüşür. Kendi gerçekliğinden iktidarın yalanlarına sürüklenir. İnsan bu süreçte kendi özüne yabancılaşan ve kendine bile inanmayan bir makineye dönüşür.

Egemenlerin toplumlar üzerinde oynadığı bu hileli oyunlar ise her zaman ve herkesin üzerinde etkili olmuyor. Tarih bu yüzden birçok kez sınıfların savaşımlarına tanıklık etmiştir. Zamanımızın tanıklık ettiği en büyük sınıf mücadelesi, Sovyet Devriminde, bu oyunların nasıl bozulduğunu ve gerçeklerin kitlelere birçok yolla nasıl ulaştırıldığını görebiliriz. Lenin verdikleri mücadelenin nasıl yapılması ve nasıl propaganda edilmesini ''Ne Yapmalı?'' kitabında uzun uzun anlatmış ve özellikle siyasal teşhirlerin önemini şu cümleleriyle vurgulamıştır:

''Tek sözcükle iktisadi (fabrikada) teşhirler, iktisadi düşüncenin önemli bir manivelasıydı ve şimdi de öyledir. Ve işçilerin kendi kendilerini savunmalarını zorunlu kılan kapitalizm varoldukça, bunlar, bu önemlerini korumayı sürdüreceklerdir. Avrupa'nın en önemli ülkelerinde bile, geri bir sanayi kolundaki, ya da unutulmuş bir ev sanayi kolundaki aşırı haksızlıkların teşhir edilmesinin, sınıf bilincinin uyanması için ve sendikal mücadelenin başlaması ve sosyalizmin yayılması için bir başlangıç noktası olabildiği hala görülebilir.” (V.İ. Lenin, Ne Yapmalı?, Eriş Yayınları, sf 59)

Lenin, sosyalizmin yayılması için herhangi bir alanda burjuvazinin teşhir edilmesinin onların sonunun bizimse başlangıcımız olacağını özellikle vurguluyor. Sovyetlerde iç savaş sırasında ve sonrasında sadece fabrikalarda değil Rusya'nın dört bir yanında birçok araçla propaganda ve ajitasyon faliyetlerinde bulunmuşlardır. Rusya'da okuma-yazma bilmeyenlerin oranı o zamanlar %80'e yakın olduğu için Aydınlanma Komiteleri yazılı propaganda araçlarını kahvehanelerde okuyarak köylülere ve işçilere duyurmuşlardır. Tiyatrolar örgütlemiş ve köylülere ulaştırmıştır. Nüfusun çok büyük bir çoğunluğunu da köylüler oluşturduğundan onlar için propaganda paketleri, sözlü ajitasyon ağları, ajitasyon trenleri-gemileri ve köy okuma odaları gibi birçok araç kullanmışlardır.

Okuma oranı çok düşük olduğu için görsel propaganda faaliyeti çok büyük bir yer tutmuştur. Daha çok afişler kullanılmış, bu afişler ajitasyon trenleri aracılığıyla köylülere ulaştırılmıştır. Yaşama doğrudan müdahalelerde bulunmayan Bolşevikler, sosyal yaşamı da iyileştirecek afişler kullanarak kitleleri örgütlemişlerdir.

Görsel propagandanın başka bir ayağı olan anmalar, törenler gibi ritüeller ve bayraklar, büstler, mimari ögeler de en az afişler kadar etkili olmuştur. Örneğin, Devrimin yıldönümü kutlamalarında kitleler moral değerlerini yeniden üreterek devrime olan bağlılıklarını arttırır ve verilen mücadelelerin zorluklarını-kayıplarını hatırlarlar. İnsanların yolda yürürken gördükleri devrimi anlatan bir büst, bir tablo, bir duvar yazısı da aynı etkiye yol açar. Bu deneyimlerden yola çıkarak görsel çalışmaların eğitici ve örgütleyici yanının önemini vurgulamak için Politik Eğitim Komiserliği başkanı Nadejda Kruspkaya şöyle diyor:

''İşçiler genellikle görüntüler yoluyla düşünür, bundan dolayı işçi kitleleri söz konusu olduğunda sanatsal görüntüler en ikna edici olanıdır.''

Görsel propagandanın karşılığını bulduğu Sovyetlerde, insanların bir araya getirildiği ve ortak duyguların yaşatıldığı büyük etkinliklerde düzenlenmiştir. Kitlelerin duygularını derinden etkileyen ve manevi değerlerin yeniden üretildiği konser ve müzikaller örgütlenmiştir. Tüm bu faaliyetlere işçi ve köylüler de dahil edilmiş ve İşçi Kulüpleri buralarda önemli roller oynamıştır.

Görsel propaganda yönünü sadece bununla sınırlamamış, kitlelerin sağlık sorunlarını iyileştirmek içinde derin çalışmalar yapmışlardır. ''Dişlerini temizle, süngülerini temizle'' gibi afişlerle halkın diş sağlığına kadar bir çok alanda örgütlenme yapmışlardır. Köylülere ve işçilere özel spor organizasyonları düzenlenmiş, spor aracılığıyla da kadınlarla kurulan ilişkiler geliştirmişlerdir.

Bolşevikler propaganda ve ajitasyonun kitleler üzerindeki etkisini görmüş ve buna uygun bütün araçları sonuna kadar kullanmışlardır. Bu yüzden Bolşevik Devrimi, devrimci teorinin ve bilincin pratik çalışmalarla buluşmasının, hayatın her alanında devrimi örgütlemenin en büyük örneğidir.

Devrimci teorinin ve bilincin de kitlelelere tıpkı Bolşevikler örneğinde olduğu gibi ulaştırılması ve örgütlenmesi, devrimci propagandanın konusudur. Devrimci propaganda, vahşi kapitalizmin iktisadi, ekonomik ve sosyal-kültürel hayata her türlü etkisini ortaya koyar ve bu ilişkileri ortadan kaldırmanın yollarını anlatır. Hayatın her alanını kendi çıkarlarına göre düzenlemiş olan bu sistemi, tüm hücrelerine kadar teşhir eder, hedef gösterir.

Devrimci propagandanın, bu şekilde, teşhir yöntemiyle yapılması kitlelerle kurulan bağın da canlı kalmasıdır. Kitleleri önce dinleyip sonra anlamak ve anlatmak bu canlılığın en büyük kaynağıdır. Kitleler bu yolla devrimci propagandaya aktif katılım sağlarlar ve bu faaliyeti farklı boyutlara, çeşitliliğe taşırlar. Bir diğer yönüyle propaganda faaliyetiyle kitlelelerle kurulan bağ arasında böyle bir diyalektik kurulmuyorsa burada bir örgütlenme çalışmasından bahsetmek zorlaşır. Halkın üstünde konumlanan, oturduğu yerden fikir satan ideoloji taciri anlayış en hafif ifadeyle küçük burjuva tarzın üretilmesidir.

Küçük burjuva örgütlenmeler halkın gerçeklerinden ve esas sorunlarından uzak bir tarzla yollarına devam ederler. Bu propaganda biçimi devrimci durumlardan tamamen uzak olduğu gibi zamanla sisteme de içkinleşir. Sistemle derin bağlar kuran bu çevreler devrimci durumların yaşandığı dönemlerde de üstü kapalı söylemlerle kendilerini iktidar olan güçlere yedeklemeye çalışırlar.

Kitleler her ne kadar sistemle uyumlu bir yaşam sürselerde tıpkı Gezi Ayaklanmasında da görüldüğü gibi içlerinde devrimci bir enerji de barındırırlar. Devrimci propagandanın bir diğer amacı da bu enerjiye ortaya çıkarmak ve devrimci bir yön verebilmektir. Bunu başarabilen öncüler örgütü, işçi sınıfı içerisinden kendi kadrolarını çıkarabilir ve kitleler devrimci savaşımıza aktif katılım içersinde bulunur. Öncüler örgütü kitlelerin siyasal önderi haline gelir.

Kitlelerin siyasi önderi haline gelen bir örgüt kazandığı bu büyük mevziden asla geri düşemez. Ancak egemen güçler, öncüler örgütünü zayıflatmak ve devrimci durumu ortadan kaldırmak için her yolu denerler. Karşı-propaganda ve psikolojik savaş bunun en önemli kısmını oluşturur. Baskı ve zorun kurumsallaşmış hali olan devlet mekanizmasının ideolojik aygıtlarının hepsi burada devreye girer. Egemenler, tv programlarından, billboardlardan, bilimsel çalışmalara kadar her yerde devrimin karşı propagandasını yaparlar.

Devrimci örgütlere karşı savaşan iktidar gücünün en büyük silahı algı yönetimidir. Karşı devrimci güçler, pazarladıkları gerçeklikten uzak bilgilerle kitleler üzerinde hegemonya kurarak, insan algısını bir makine gibi yönetmektedir. Bilgileri topladıkları bir havuz olan medya kuruluşları ve onun araçları hergün bu işlemi tekrarlarlar. Yalan-yanlış haberler, tv programları ve güncel-siyasi konuları işleyen diziler ve filmlerle algı yönetimi sürekli desteklenir. Sürekli yanımızda taşıdığımız telefonlar, sürekli olarak kullandığımız internet sayfaları, yolda yürürken gördüğümüz reklamlar v.s. her şey sistem algısını yeniden üretir.

Özellikle de son dönemlerde daha çok yatırım yapılan mimari yapılar bunun önemli bir örneğini oluşturur. AKP'nin iç savaşın kaçınılmaz olduğunu anladığı ve ABD ile de arasının bozulduğu dönemlerde, bir görgüsüzlük örneği olan 'AK Saray'ı inşa ettirmesi tüm dünyaya ''biz güçlüyüz'' propagandasının yapılmasından başka bir şey değildir. Aynı zamanda herhangi bir isyan durumuna karşı kitlelere ve devrimci güçlere dönük bir mesaj içerir. Kitlelerin algılarıyla oynanarak, iktidarın, ne kadar güçlü ve yıkılmasının ne kadar zor olduğu ifade edilir.

Halkın bu gibi uygulamalarla bir simülasyonun haklılığının arkasında durması hedeflenmektedir. Ancak yaşadığımız bu hayat bizim hayatımız değildir. Cebimize ayda üç kuruş koyup gününü gün eden patron haklı değildir. Hergün zorunlu göç yollarında çocukların öldürüldüğü bir ülkenin demokratik olduğunu iddia eden hükümet haklı değildir. Örnekler çoğaltılabilir fakat esas belirlenmesi gereken burjuva propagandasının amacının hayatın her alanında iktidarını hakim kılmak ve sürdürmek olduğudur.

Devrimci güçler propaganda aracılığıyla kitleleri gerçeğin ta kendisi ile tanıştırır. Sırça köşklerin, sarayların işçi sınıfını ve halkın devrimci örgütlenmesi ve eylemiyle darma duman edilebileceğini gösterir. Egemenlerin tüm propaganda faaliyetleri devrimci propagandanın kararlı ve istikrarlı çalışması ile boşa düşer. Bu yüzden bizler için propagandanın yeri ve zamanı olmamalıdır. Gerçekler her yerde olmalıdır. Yaptığımız her faaliyet, attığımız her adım bir propaganda çalışmasına dönüşürse çalışmalarımız bir sonuca varabilir. Yolda yürürken manava verdiğimiz selamdan tutalım da misafir olduğumuz bir evdeki tavırlarımıza kadar her şey propagandanın parçası olmalıdır. Yüzyüze yaptığımız görüşmeler, kahvehanelerdeki söyleşiler, yerel bağımsız örgütlenmeler hepsi birer propaganda aracıdır. Egemenlerin büyük imkanlarla yaptıkları propagandalara karşı bizim halkın içinde, halkla doğrudan yürüttüğümüz propaganda çalışması bu güçleri boşa düşürecektir.

Her kadro ajitatör, her kadro propagandacıdır

Devrimci propaganda ve ajitasyonun, kitlelerde hayat bulmasınındaki en büyük rol, onu, kitlelere taşıyacak olan kadrolarındır.Yazıp-çizmiş olduğumuz bütün yazılar, bütün propaganda araçlarımız, onu aktif olarak kitlelere taşıyan kadrolardan yoksunsa, bu faaliyet boşa kürek çekmekten başka bir şey değildir. Dünyanın en güzel tiyatro oyunun seyircisiz oynanması ne kadar anlamsızsa, propagandamızın da kitlelere doğrudan ulaştırılmaması da o kadar anlamsızdır.

Bu yüzden anlattığımız her şey önce kadrolarımızda anlam kazanmalıdır. Daha sonra propagandacılarımız, tüm bahsetmiş olduğumuz bu düşünceleri, anlatılmak istenilen fikri ve özü halk kitlelerine sözlü, -özellikle- yazılı veya görüntülü olarak aktarmalıdır. Ajitatörlerimiz ise yazılıp-çizilen tüm bu gerçeklikleri, halkın gerçeklikleriyle birleştirerek, yalın ve net bir şekilde kitlelerdeki öfkeyi perçinlemeli ve ortaya çıkan enerjiyi devrimci alanlara kanalize etmelidir.

Bu noktada da esas aldığımız çalışma biçimi, her kadromuzun propagandacı, her kadromuzun da ajitatör olmasıdır. Bu biçim oluşturulurken propagandacı ve ajitatörlerin kesiştikleri kümeler oluşturulmalı ve uyumlu çalışmalar ortaya konulmalıdır.

Bolşeviklerde Pravda'nın devrimin en büyük silahına nasıl dönüştüğünü inceleyecek olursak, gazetenin yazarlarının ve muhabirlerinin bu uyumunun ne kadar etkili olduğunu görebiliriz. Pravda muhabirleri gazeteyi en ücra köylere, fabrikalara ulaştırmışlar ve gittikleri fabrikalarda, kahvehanelerde kitlelerle tartışmalarak yürüterek, halkın sorunlarını ve eleştirilerini gazeteye taşımışlardır. Birçok fabrikada sürekli çalışmaya dönüşen bu faaliyet daha sonra işçilerin kendiliğinden yazdıkları şikayet ve öneri mektuplarıyla büyümüştür. Kendi şikayetlerini ve sorunlarını tüm Rusya'yla paylaştıklarını gören işçiler Pravda'yla daha derin bağlar kurmaya başlamışlardır.

Pravda, Bolşeviklerin yayın organından öte halkın kendi yayın organına dönüşmüştür. Bu başarının en büyük etkeni, propagandacı ve ajitatörlerin uyumlu bir çalışma yürütmüş olmalarıdır. Bu başarının en önemli yanı ise, gazetenin bir süre sonra işçi-köylü muhabirler ortaya çıkarmasıdır. Bu sayede Bolşevikler parti politikalarının kitlelerde yarattığı olumsuz ve olumlu yanlarını tespit edip, pratikte geliştirme imkanı bulmuşlardır. Gazete, kollektif bir propagandayı, kollektif bir ajitasyonu bu şekilde örgütlemiştir.

Bugünün koşullarına dönecek olursak propagandacılar ve ajitatörlerimizin kendini yetkinleştirmesi ve uyumlu çalışmaları daha da kolaylaşmıştır. İnternetin yaygınlaşması, iletişim araçlarının çeşitlenmesi, sosyal medya araçlarının sık kullanımı gibi imkanların oluşması, bu uyumun gelişimini hızlandırmalı ve yeni bir nitelik kazandırmalıdır.

Yeni oluşacak olan nitelikte propaganda çalışmasını sadece gazete dağıtımı ile sınırlandırmamalıdır. Bugün bir 'tık'la milyonların istedikleri bilgiye ulaşabildikleri internet siteleri, twitter, facebook gibi uygulamalarında bütün imkanlarından sonuna kadar faydalanmalıdır. Bu sitelerde yürütmüş olduğumuz tüm çalışmalar mutlaka çok büyük geri dönüşler sağlayacaktır. Özellikle ayaklanma sürecinde bu geri dönüşlerin çok büyük örnekleri görüldü. Kitlesel eylemlerin çok kısa sürede örgütlenip sokağa taşındığı Gezi sürecinde, twitter ve facebook harekete geçme alanlarına dönüştü. Milyonlarca insan buralarda açılan etkinliklerde bir araya gelip sokaklara döküldüler. New York Üniversitesi Sosyal Medya ve Siyasal Katılım Laboratuvarı'nın yaptığı incelemeye göre, bu süreçte, twitter kullanıcıları 2 milyondan 10 milyona yükseldi. Türkiye facebook kullanımında dünyada altıncı sıraya yükseldi.

Sosyal medyanın yükselen gücü, sadece haberlerin yayılması ya da eylemlerin örgütlenmesinde değil, aynı zamanda Gezi süreci sonrası Türkiye'nin dört bir yanında forumların örgütlenmesinde de büyük etkeni oluşturdu. Forumlar da bu süreçte çok büyük bir propaganda aracına dönüştü. Kitlelerle doğrudan kurduğumuz bu ilişki karşılıklı etkileşimimizi hızlandırdı. Sorunlara doğrudan müdahalemiz artarken aynı zamanda yapılan eleştiriler ve öneriler kendimizi geliştirmemizi de sağladı.

Gezi süreci her yönüyle, ama en çok da propaganda alanında bize bir çok şey öğretti. Gezi süreci, propaganda ve ajitasyonun bir reçetesinin olmadığının en büyük kanıtıydı. Gezi sonrasında düzenlenen tiyatrolar-belgeseller, yazılan şarkılar, yapılan resimler Gezinin tüm renkliliğini ortaya koydu ve propagandanın gücünü bize yeniden hatırlattı. Gezi'nin bizim için bir milat olması, propaganda alanında da bizi güçlendirmeli ve sürekli yeniliklerle beslemelidir.

Ortaya koyduğumuz her propaganda aracı sürekli olarak üretkenliğini korumalıdır. Propaganda araçları bir süre sonra kendisine yabancılaştığımız, öneminin bizim bile farkında olmadığımız araçlara dönüşmemelidir. Her araç ve ortaya koyduğumuz her ürün, onu ulaştırdığımız kitlelere, heyecanımızı ve inancımızı da götürmelidir. Bu heyecanı ve inancı taşımayan hiçbir propaganda aracı, kitlelerden geri dönüş alamaz. Bu yüzden esas derdimiz her yolu deneyerek kitlelerin bam teline dokunabilmektir.

Kitleleri harekete geçirecek olan bu maneviyatı, eksik bıraktığımız tüm alanlarda yeniden örgütlemeliyiz. Tiyatro, sinema gibi kültür-sanat alanlarında bıraktığımız boşlukları yeniden doldurmalıyız. Oysa ki halktan yana çalan bir ezginin bile devrime giden bu yolun bir taşı olacağından hiç şüphe yoktur. Bu yüzden propaganda faaliyetimizin bir yönü de bu alanlara kaymalıdır. Kültür-sanat faaliyetlerini örgütleyecek ve bizi kitlelerle buluşturacak alanlarımız olmalıdır. Geniş kitlelere açık bu tür faaliyetler örgütlenip, kitleler bu çalışmaların örgütleyicisi haline getirilmelidir.

Geniş kitlelerin ihtiyaçlarına göre bu faaliyetler çeşitlendirmelidir. Bu faaliyetleri örgütlenmeyi güçlendiren olumlu örnekler olduğunu göstermek amacıyla yapacağımız her haber, her video v.b. çalışmalar daha çok kitleye ulaşmamızı sağlayacaktır. Daha sonra kitlelerin içinden çıkan özne unsurlarla beraber çalışmamız ortaya çıkan bir mekanizmayla kendiliğinden yayılacaktır.

Bununla birlikte kitlelerle karşılıklı kurduğumuz ilişkilerin nerede, ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği de planlanmalıdır. Propaganda ve ajitasyonun tek bir yolu olamayacağı için bu durum, ajitatörlerimizin, gidecekleri yerlerde fizibilite çalışmaları yapmasını gerektirir. Örgütlenme alanlarında önceden böyle bir çalışma yapmak, kitlelerle aramızdaki bağları güçlendirecektir. Bu bağlar bizi girdiğimiz mahallerin çocuklarına, fabrikaların işçilerine, üniversite öğrencilerine dönüştürecek ve geniş bir örgütlenme ağı oluşturacaktır.

Çalışmalarımız oluşan bu ağlarla sürekli bir zemine oturacak, kadrolarımızda ve kitlerlerdeki kararlılığı da artıracaktır. Kazandığımız mevziler ve elde ettiğimiz olumlu sonuçlar moral ve motivasyonu yükseltecek ve daha azimli bir çalışmayı da beraberinde getirecektir.

Amış olduğumuz sorumluluğun bilinciyle basın-yayın faaliyetlerimiz ve onun tüm araçları (bildiriler, afişler, radyo ve tv kanalları, sosyal medya araçları) düzenli bir sistematikle işleyecektir. Beraber yürüdüğümüz insanların sayısının artması bizi farklı kanallara itecek ve birçok alanda da yeni üretimler ortaya koymamızı sağlayacaktır.

Propaganda ve ajitasyon çalışmalarımız farklı kesimlerden farklı farklı insanları tek bir slogan etrafında birleştirecektir. Esas amacımız olan tüm dünya işçi sınıfını, ezilenlerinin ve halklarının kurtuluşu ancak birçok rengin bir araya gelip görkemli ahenkler oluşturmasıyla gerçekleşecektir. Bir araya gelişlerin arttığı her yerde güven, samimiyet ve kararlık duygusu artacaktır. Kararlılığın böylesine arttığı yerlerde büyük devrimci patlamalar meydana gelecek ve insanlık kurtuluşu için savaşacaklardır. Bu yüzden tüm çalışmalarımıza ruhumuzu, benliğimizi adamalı ve bunları bir yaşam tarzı haline getirmeliyiz. Propagandanın ve ajitasyonun gücünü görmeli ve her anı böyle değerlendirmeliyiz. Yalanların iktidar olduğu bu dünyaya gerçekleri her alanda ve her yolla göstermek devrimci propaganda ve ajitasyonun temelidir.

Unutmamalıyız ki ilmik ilmik, emek emek dokuduğumuz bu çalışmalar büyük bir nehrin parçasıdır. Herhangi bir yerde açtığımız her kol bu nehre dahil olacaktır. Bu sorumluluk bilinci de bizi her alanda hücre hücre örgütlenmeye itmelidir. İnancımız propagandacılarımızı ve ajitatörlerimizi, devletin en gerici kurumlarına, en olmaz denilen yerlere, iktidarın kalbine kadar götürmelidir. Büyük gösteriler, mitingler halkın en can alıcı sorunları üzerine yaptığımız ses getiren eylemler, hepsi iktidarın gücünü sarsacak ve kitleleri saflarımıza çekecektir. Devrimci propaganda kimsenin hiç beklemediği bir anda yatağına sığmayan o nehirler gibi çoşkulu ve önü alınamaz bir şekilde akacaktır. Aralarında binlerce kilometre olan insanlar aynı türküyü söyleyebileceklerdir.

Mayıs, 2016

Birleşik Özgürlük Güçleri'nin Açıklaması
AKP-IŞİD Faşizminin Tüm Karargahlarını, Kurumlarını Ve Taşeron Organizasyonlarını Vurun! Faşist Katillere, Cenazelerimize
Bile İşkence Yapanlara,Tecavüzcülere Ve Onları Alkışlayanlara Nefes Aldırmayın! AKP-IŞİD faşizminin istihbarat ve hedef belirleme araçları olarak çalışan, "medya" adı altında tüm muhalif çevreleri faşist çetelere hedef göstermeyi görev edinmiş, yalanları defalarca kez ortaya dökülmüş olmasına karşın faşist iktidarın koltuğu altında beslenen, büyütülen Yeni Akit ve Yeni Şafak istihbarat organları devrimciler tarafından gerçekleştirilen bir eylemle "uyarıldı!"Yapılan bu eylemi tamamıyla benimsiyoruz ve gerçekleştiren Aziz Güler Özgürlük Gücü Milis Örgütünü başarılı ve isabetli eylemlerinden dolayı kutluyoruz, çalışmalarında başarılar diliyoruz.Devamı

Anasayfa Kadınlar Program Belgeler Açıklamalar İletişim